Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

30 Nisan 2015 Perşembe

Esrarengiz Bahçe || Büyüklere Boyama Kitabı

Merhaba!
Nasılsınız? Havalar nasıl memlekette? 
Bursa'da bir açık, bir kapalı idare ediyoruz.
Ben nasıl mıyım?
İyice bir yaymışlık, gözlerin kapanması, uyuşukluk, yılmışlık halidir gidiyor.
Hadi bu uyuşukluğu daha fazla devam ettirmeyelim ve hemen esrarengiz yazımıza geçelim.

Gün geçmiyor ki blog dünyasında yeni bir akım başlamasın, şimdi ki akım ise oldukça eğlenceli.
"Büyüklere boyama kitabı" sloganıyla yola çıkan, tüm büyümek istemeyen,
renklere, desenlere aşık olan ben ve benim gibi çocuk ruhluların sevgisini kazanıp satış rekorları
kıran Esrarengiz Bahçe kitabı . Yok satan bu boyama kitabının çizeri Johanna Basford.
Kendisi mürekkebe aşık bir çizermiş, ilhamını İskoçya'nın bitki örtüsünden almış.
2013 yılında basılan kitap dünya çapında 1 milyondan fazla satış yapmış.
Helal olsun!


Türkiye'de kitabın haklarını Edam yayın evi satın almış.
Kitap çok ince ayrıntılarla dolu, gerçekten sabır gerektiren bir iş ancak terapinin alası.
Hani canınız sıkkın alın önünüze boyayın yemin ediyorum dert tasa kalmaz.
Desen tamamlama sayfaları da var.

Kitabı aldığımdan beridir hangi boyalarla boyasam da bu kitabın hakkını versem diye
düşünüp duruyorum, instagram'da bir sürü paylaşım var, harika çalışmalar
yapmışlar ama kalemleri burada bulmak zor. Prismacolor ile boyayanlar var, keçeli kalem
kullanan var, kuru boya kullanan var, kuru sulu boya kullanan var, var da var.
Ben de kendimce araştırma yaptım ve kalem alışverişi yaptım.
Bakalım neler almışım?

Esrarengiz Bahçe
4 farklı boya çeşidi görüyorsunuz.
Ulan ne reklam yapıyorum be, Faber duyyy beni !!!
Sol baştan; keçeli kalemler, çift taraflı kuru boyalar, kuru sulu boyalar üstte mum boyalar.
Kuru sulu boyalar vardı ben de o nedenle fiyatını bilmiyorum, diğerleri ise;
keçeli 30 renk 19.27 tl., 
çift taraflı kuru boyalar 48 renk 13.92 tl. ,
mum boya 25 renk 11.65 tl.

Esrarengiz Bahçe
Keçeli kalemler
Keçeli kalemlerin uçları bu şekilde. İnce oldukları için ayrıntıları boyarken kolaylık sağlıyor.
Kapakları iç içe geçiyor, ne alaka, saçma bir şey bence gerçi çocuklar için olduğunu
varsayarsak eğlenceli olabilir.

kuru boya ne almalı
Çift taraflı kuru boyalar.
Bunlar bildiğiniz kuru boya tek farkları çift taraflı olmaları.
48 renk ♥  Ekonomik olduğu için ben böyle aldım, metal kutuda 48'li olanlar da var
ama pahalı o nedenle bunları tercih ettim.  Eksi yanı kalemleri dış yüzeyleri acayip kaygan, 
masadan düşüyor sürekli :( 

Renk vermez diye çok korktum ama uçları yumuşak ve pigmentli kalemler.
Tabii profesyonel değiller ama iş görecekler :)

esrarengiz bahçe
Kuru sulu boyalar.
Bunlar aslında sulu boya, lise döneminde çok çalışmıştık bu kalemlerle.
İstediğiniz çalışmayı yapıyorsunuz daha sonra su ve fırça yardımıyla üzerinden geçtiğinizde
sulu boya çalışması ortaya çıkıyor. Bu kalemlerle kitabı boyamak zor, hakim değilseniz
bu tarz çalışmaya hiç bulaşmayın zaten sayfa ıslanacağı için arkada ki deseni unutun.

mum boya
Mum boyalar.
Ben bunları büyük bir hevesle aldım ama maalesef istediğim gibi çıkmadılar.
Şöyle açıklasam daha iyi olacak bok atmadan önce :)
Kitabın sayfaları çok değişik 1. hamur yazmışlar açıklamaya ama böyle kaygan bir kağıt gibi.
İstediğiniz rengi elde edemiyorsunuz. Bu boyalarla normal bir a4 sayfasında denedim renkleri
yeterli gibi, eh işte diyebilirim kuru boyalar daha iyi renk veriyor karşılaştırma yaptığımda.
Mum boyalarla deneme yaptım kitaba, rengi çok az veriyor, üzüldüm açıkçası :(
Olsun ya bana boya olsun, yine lazım olur. Açık renk boyamak istediğimde bunları kullanırım :)


Birde Stabilo almak istedim ama ne mümkün, çok pahalı ya, 10 tane falan var elimde onlarla
idare edeceğim artık. 

Aslına bakarsanız kalem almak iş değil elinizde nasıl boyama kalemi varsa
onunla da boyama yapabilirsiniz. Ben kendime iş çıkardım :)
Kafanızda sorular oluşmuştur şimdi,en iyi sonuç nasılı alırım?
Keçeli ile boyarsam arka sayfaya geçer mi? 
Kuru boya renk veriyor mu?
Sıkı durun size güzel bir ipucu vereceğim; önce kuru boya ile boyayıp üzerinden
keçeli kalem ile geçerseniz arka sayfaya iz geçmesini en aza indirirsiniz :)
Akşama instagram sayfamda video  paylaşacağım, takip edin görün  :)

Bitirirsem ve beğenirsem kitaptan boyadığım sayfalar da paylaşırım:)
İster misiniz? Paylaşayım mı?
 (böyle yanak sıkarken konuşulur ya onun gibi söyledim 
varsayın :)))


Bu videoda ise incelemeyi izleyebilirsiniz



Takipte kalın!

27 Nisan 2015 Pazartesi

İzledim "Once upon a time"

Merhaba!
Hezeyandır, kozmetikdir derken dizi sezonu açıldı. 
Tatile giren dizilerim yavaş yavaş yeni sezonlarıyla birlikte yayına girmeye başladı.
3.sezonda izlemeyi bıraktığım bir diziydi Once upon a time, canım sıkılınca kaldığım
yerden devam ettim. 4. sezon yeni karakterlerle beraber iyice çorba olsa da izledim :)
Dizinin konusu ve karakterlerini  tanıtmak için dört  sezon kadar geç kalmış olsam da
yazacağım, belki izlemek isteyenler olur.
Once upon a time

Dizinin konusu; Emma Swan yetimhanede büyümüş ve feleğin çemberinden geçmiş 28 yaşında
bir kızdır. Hayatına dedektif olarak devam eden Emma birgün hiç beklemediği bir misafire kapısını
açacaktır.10 yıl önce doğduğunda yetimhaneye bıraktığı oğlu Henry kapısındadır ve yardımına ihtiyacı vardır. Hiç beklemediği bu misafir ile birlikte Storybrooke adlı kasabaya yola çıkarlar.
Henry Emma'ya;  Pamuk prenses ve Yakışıklı prensin kızı olduğunu kötü kraliçenin lanetiyle
dünyaya geldiklerini ve bu laneti bozabilecek tek kişinin kendisi olduğunu anlatır. 
Ancak Emma Henry'nin bir kitaba dayanarak söylediği bu hikayeye inanmakta zorlanır ve
bu küçük kasabada olaylar başlar. 

Once upon a time
Ginnifer Goodwin
"Ginnifer" diye isim mi olur be... Nüfus memuru Jennifer'ı Ginnifer yazmış belli :)
Neyse gerçek adı bizi pek ilgilendirmiyor, dizide Mary Margaret Blanchard nam-ı diğer
Snow White. Emma'nın anası oluyor kendisi. Anaya bak anaya:)
Tipik pamuk prenses hikayesini biliyorsunuz, hehh işte o hikayede birçok boşluk var,
Kırmızı elmadan ibaret olmayan bu hikayeye tanık olurken Pamuk prensesin başından
geçenler, kötü kraliçe ile mazisi gibi öyküler bize eşlik ediyor. Masal aleminde
bunları izlerken lanetin etkisinde dünyada hiçbir şey hatırlamayan Margaret Storybrooke'da
öğretmenlik yapmaktadır. Kasabaya yeni gelen Emma ile oldukça sıkı bağlar kurmaya başlamıştır.
O kadar sıkıcı ki Pamuk, izlerken esniyorum resmen. İyi olacağım diye diye kendini helak ediyor.
Yok içimde kötülük var, yok içim tertemiz. ıyggg bayıyor beni.
Hele o kısacık saçları yok mu? Prensesin saçları kısa olur mu?
Söylemeden geçemeceğim bu kadın dördüncü sezonda bir kilo almış, aman Allah'ım!
Katana gibi olmuş, hani hamile falan değilse o kilolar nedir yani?
Sen Pamuk prensessin kendine gel :)

Once upon a time
Josh Dallas
Bu dizide herkesin iki adı var ama bu adamın maşallah Jake, David, John Doe, Yakışıklı olmak
üzere dört adı var. Dünyada David olarak tanıyoruz ancak Pamuk ona Yakışıklı diye hitap ediyor.
İskoç asıllı yakışıklı oyuncu gerçekte de Ginnifer Goodwin'le beraber.
Bu kahreden açıklamadan sonra pek bişi yazasım yok :)
Kendisi gerçek aşkı Pamuk'a delicesine bağlı yani  ez az onun kadar sıkıcı  bir karakter.


Once upon a time izle
Jennifer Morrison
Pamuk ve Yakışıklı'nın kötü kraliçenin lanetinden korumak için dünyaya gönderdikleri
biricik kızları Emma Swan. Emma yetimhanede büyümüş ve sistemden nefret ediyor.
New York'da yaşarken acı bir aşkın meyvesi dünyaya geliyor ancak maalesef
çocuğunu evlatlık veriyor.
Laneti kırmak ve kahraman olmak onun kaderinde var.
Storybrooke'a gider gitmez bu kasabanın farklı olduğunu anlıyor.
Kendi geçmişini de flashback'ler ile izliyoruz.
Bu kadını House dizisinde çok seviyordum, ama bu dizide bayağı gıcık olarak izliyorum
Hele o takma kirpikleri yok mu?

Once upon a time
Jared Gilmore 
Henry; Emma'nın evlatlık verdiği oğlu.
1 sezon boyunca anası Emma'yı kasabanın lanetli olduğuna ve kasabada ki herkesin
masallarda ki kahramanlar olduğuna inandırmaya çalıştı.
Bu çocuk sanki yaşlı bir amcanın küçüklük versiyonu gibi geliyor bana :)
Acayip adam suratlı, hiç çocuk gibi değil.
Tövbe yarebbim çarpılcam şimdi :) Çok uyuz olduğum bir karakter zaten sonra ki sezonlarda
neden hâlâ dizide olduğunu anlayamadım. Kaçırılıyor falan fişman.
Evlat olsa sevilmez valla :)


Once upon a time
Lana Parilla
Kötülerin kötüsü, evilların evlilı, sevdiceğim, bir tanecik esmer güzelim benim :)
Ayyy ben bu kadını seviyorum :)
Pamuk prenses hikayesinde ki kötü kraliçe Regina Millis ♥
Kendisi tüm büyülü ormanı lanetleyip topluca dünyaya getirip, birde herkesin hafızasını
silince sıkıntıdan patladı, Naptı peki? Emma'nın oğlunu evlatlık aldı.
Emma'da Storybrooke'a gelince bir Henry kavgasıdır gitti aralarında.
Zaten Pamuk'un ezeli düşmanı olan kötü kraliçe Emma'ya da iyice bilendi ve
aralarında olan çekişme aldı başını yürüdü.
Dizide en sevdiğim kötü karakter.
Aslında iyi ama neden kötü olmuş bu kadın, bir sorun, anlayın, izleyin.
Canım yaaa... çok tatlı :)

Robert Carlyle
Mr. Gold. Nam-ı diğer Rumpelstilskin.
Karanlık olan bu insan müsveddesinin suratına tükürmek istiyorum.
Adamın tipinde meymenet yok, şerefsiz, neyse daha fazla ağzımı bozmak istemiyorum.
Bu adam herkesle anlaşmalar yapıyor, ancak  anlaşmaların her zaman bir
karşılığı oluyor. Dizinin en kötüsü, kalbinde iyilik olsa da güce karşı koyamadığı için
sürekli dönüp dolaşıp aynı yere gelen uyuz bir karakter.


Once upon a time
3.sezondan sonra işler iyice sarpa sarıp senaryo çıkmaza girince Frozen filminin de
popülerliğinide kullanıp 4. sezonda Elsa'yı dahil etmişler.
İyi olmuş mu? Fena olmamış :)

Genel olarak bir değerlendirme yapacak olursam;
 ilk izlemeye başladığımda masallar vs. çok ilgimi çekti.
Dizinin en eğlenceli yanı masal karakterlerini bizim dünyamızda hangi meslekte ve nasıl göreceğimiz. Her bölümde bir masal karakterine odaklanması da çok güzel,
mesela; kırmızı başlıklı kızı hem burada ki haliyle görüyoruz hem de paralel olarak
büyülü ormanda başına neler geldiğini, masalın aslında ne ayrıntılar barındırdığını izliyoruz.
Masal karakterlerinin birbirleriyle olan bağlantıları da oldukça güzel işlenmiş.
Bunlar dizinin merak uyandıran kısımları ancak çok baydığını tekrar tekrar yazmak istiyorum.
Bilmiyorum bana mı öyle geldi bazı bölümleri atlayarak izledim, çünkü sıktı.
Sürekli dönüp dolaşıp "kötüler hep kötü müdür" "iyiler hep iyi midir?"
sorusunu soruyor. İyiler hep mutlu sona kavuşur, kötüler mutsuz olur gibi
bir çıkmaza giriyor. Bizim türk filmleri gibi aynı kötüler çok kötü, iyiler hep iyi.
Oldu canım, başka derdiniz?
Neyse ki 4. sezonda bu konuyu biraz geliştirmişler, iyinin de için kötülük olabileceğini,
kötülerin de aslında safi kötü olmadığını ispata gitmişler. İnsan seçimini kendi
yapar bebeğim halen anlamadınız mı? Bu iyi- kötü meselesinde çokda felsefi olmayacağım
 çünkü bilgi sahibi dahilim. Çok bilen varsa söylesin!
Elsa falan da dahil olunca en azından merak ederek izledim son sezonu.
5. sezon gelecek mi, yoksa dizi iptal mı olacak. Bekleyelim, görelim.


Offf amma çok şey yazmışım be...
Helal bana! Kocaman bir alkış! 
Bir konuda bir şey sormak istiyorum sizlere; bu tarz dizi ve film tanıtımlarını seviyor musunuz?
Dizi yazılarının sıklığını arttırayım mı, yoksa "kalsın arada yazsan da olur mu" diyorsunuz?

En çok da sormak istediğim soru şu; dizi öneriniz varsa lütfen yorum bırakın!

Takipte Kalın!
instagram/aycanhatadair
twitter/aycanhayatadair
youtube/aycanhayatadair


25 Nisan 2015 Cumartesi

Çok Takipçi mi? Yok Kalsın!

Merhaba!
Biraz hezeyan fena olmaz dedim, bu sıralar taktım "ulan bize neden takipçi gelmiyor?"
Neden daha çok sevilmiyoruz? Ya da çok takipçi çok sevilmek anlamına mı geliyor?
Benden sonra yazanlar Everest'e ulaşmış biz hala didinelim dipte.
Kıskançlık mı? Eeee haliyle biraz kıskançlık.
İnsan doğasında var her şeye sahip olanı, çok sevileni kıskanmak, kim inkar ediyorsa
ben kıskanç değilim diyorsa  yalan söylüyor. Hele kızlar diyorsa bunu kesin yalan :)
Herkeste olmalı kıskançlık ama dozunda, benim ki de dozunda çok şükür.

Şu bir iki gündür elim hep "blogunuzun daha fazla trafik alması için yapmanız gerekenler" ,
"instagram'da paylaşım yaparken dikkat edilmesi gerekenler" gibi yazılara gidiyor.
Denk geldi şu bir hafta boyunca bloglarda hep bu tarz yazıları gördüm.
Aslında çok faydalı, keşke okuduklarımı biraz uygulasam da daha çok okunsam ama
yapamıyorum, sıkılıyorum hemen, bıkıyorum. Amannn kim okursa okusun diye kestirip 
atıyorum. Aslına bakarsanız biraz gözlem paylaşmak istiyorum ben sizinle.
Hani kaç kişisiniz bilmiyorum ama yazıyorum işte :)

instagram için takipçi

Öncelikle blog açtınız haliyle trafiğiniz az valla bu konuda söyleyebileceğim
tek şey "kelin ilacı olsa başına sürer." :) 
Biraz sermayenin, profesyonellerle çalışmanın blogları, kişileri nasıl birden "ünlü" yaptığını görüyoruz. Bir de kendi kendine patlayan bloglar var, senelerce sessiz sedasız yollarında ilerliyorlar, gürültüsüz, patırtısız.  Önlerinde saygı ile eğiliyorum.
Emek işi arkadaş, valla kolay değil. Helal yani.
İnstagram hesaplarıyla ve çok takipçisi olan sayfalara baktığımda ise gördüğüm şey;
biri bitmeden diğerine başlanan çekilişler. Sponsor veya kendi bütçesi.
Takipçilerin eğilimi ise kafam kadar logolu kıyafetler, highend kozmetik, lüks evler.
 Herkes öyle demiyorum tabii ki genelleme yapmıyorum ama
çoğunluk böyle. Bütçesinin yetmeyeceği kıyafetleri, gidemeyeceği yerleri, lüksün dibine vurmuş evleri takip etmeyi seviyor insanlar. Bakıyorum yüz binlik hesaplara arkadaş ben evimi satsam
alamam o ayakkabıları, kıyafetleri. Sanki bakkaldan almışçasına altına
not düşmüyorlar mı deliriyorum. Görünsün diye logolar bi takla atmıyorsunuz onu da yapın tam olsun. Çok  sahte ve yapay geliyor, seven var mı? Ooooooooo çokkk. Allah çarşılarına pazar versin.
Ama dur... onlar bizden çok farklılar pazara hiç gitmezler :) 
Ben ve benim gibi hobi amaçlı, kendi halinde,  evde zemin beyaz görünsün havalı olsun diye
ürünlerin arkasına beyaz karton koyup fotoğraf çekenler de uğraşsın dursun. :)
Çekiliş yapıyoruz katılan bile bir elin parmaklarını geçmiyor. Ya da geçiyor ama istenilen düzeyde
değil. Eeee hak ediyoruz biz bunu kafam kadar logolarımız yok bizim :)
Fakir edebiyatı yapıp "bizim de temiz kalplerimiz var" diye yazacağım diye düşünüyorsanız
daha çok beklersiniz. Valla çok param da olsa abuk sabuk şeylere milyar vermem.
Cimriyim lan ben  :) 
Kendi istediği takipçi sayısına ulaşınca da "unfollow" yiyince insan üzülüyor haliyle.
Birde muhatap alınmıyoruz ona iyice deliriyorum. Hani sen kimsin?
Tanıştırayım dermiş "Benjamin Franklin" :)

Çok takipçisi olan sayfalar sadece zengin  ablalarımız değil tabii.
Yetenekli olan, fotoğrafları güzel olan, kendi güzel olan kızlarımız da oldukça revaçta.

Ayrıca çekiliş işinde çığır açmış sayfalar da var. 
Biri bitmeden diğeri, bana çok zor geliyor çekiliş yapmak.
Abuk sabuk yorumlarla uğraşmak, liste yapmak. 
Katılanda çok olmayınca vazgeçiyorum zaten çekiliş bitince hemen takipten çıkıyorlar.
Eee... hal böyle olunca affedersiniz "nah sana takipçi" demek farz oluyor  :)

Ben böyle söyleneyim, yazayım yazayım ama okunmayayım, destek görmemeyim
soğuyorum. Bu yazı da öyle bir yazıydı işte. Hani neden yazayım ki?
Kime fotoğraf çekeyim? Cevap; kimseye değil kendime :)
Önce kendime sonra sizlerle paylaşmak için.
Ben kendim için yapıyorum bu işi, yazıyorum rahatlıyorum, egomu tatmin etmiyorum çok şükür.
Hırs yapmıyorum, profesyonel değilim, geliştirsem bu işi daha iyi olur mu?
Olur tabii ama ona da PARA lazım anacım, kalsın böyle gittiği yere kadar.
Son yorum gelene son takipçi gidene kadar diye kızılderili amcalara da göndermemi
yapıp bu içinde kıskançlık barındıran yazımı sonlandırıyorum :)

Bu kadar açık yürekli, içinden ne geçiyorsa yazan bloggerı da zor bulursunuz
benden söylemesi :) Hadi ben kaçtım! Takipte kalın demiyorum, biliyorum siz
beni sevmiyorsunuz :) "Ulan İstanbul seni yeneceğim" diye bağırmak geldi içimden :)

Çokta şey etmemek lazım galiba :) 

22 Nisan 2015 Çarşamba

Pamuk Gibi Ayaklar İçin?

Merhaba!
Dört günlük bir aradan sonra yazımıza hemen başlayalım.
Ben bu dört günde ne mi yaptım?
One upon a time izledim. Üçüncü sezonda bırakmıştım izlemeyi, canım çok sıkıldı
dedim ki "beynim şöyle iyice köfte olsun" açtım dördüncü sezonu iki günde izledim.
Allah'ım bu nasıl bir dizi yarebbim !!! Bazı bölümlerinde yeminle içim şişmekten patladı.
O kadar saçmalamışlar ki neyi nereye bağlayalım diye didinip durmuşlar.
Dizi bitmiş beyler daha fazla uzatmayın bence, dördüncü sezonda final yapın, benden tavsiye :)
  Yabancı diziler  hakkında yazmayı ne kadar çok sevdiğimi biliyorsunuz.
One upon a time'ın da kritiğini yapmak artık farz oldu.
Ama bugünün konusu masallar aleminde geçen sıkıcı bir dizi değil, ayaklarımız.


Çok şükür ki ayaklarımla alakalı çok büyük problem yaşayan biri değilim.
Katıldığım bir etkinlikte gönderilen kremi her duş sonrası kullandım.
Hatta annemin topukları çatlamaktan bitap düşmüş ayaklarında da kullandık.
Etkileri ise;
Benim zaten pammık olan ayacıklarımı daha yumuşattı, hafifletti.
Annemin çatlayan topuklarında ise hiçbir etki göstermedi.

ayak balsamı
Oldukça sıvı bir yapısı var. Kokusu güzel.
200 ml. oldukça bereketli.
Ürününün arkasında yazan ; sadece serinletmeye değil, ayakların bakımına da yardımcı olur.
Yooo canım hiç de bakıma yardımcı olmadın, güzelce yumuşattın, serinlettin o kadar.
Mesela işten geldiniz çok yorgunsunuz, sürün bu adını yazamadığım kremi bir de
çorap giyin yatın  ohhh misler gibi uyanın. Gerçekten rahatlatıyor.
Almaya'dan ithal bu ayak balsamını Gratis'den temin edebilirsiniz.

Aklıma gelmişken annemin topukları için kullandığı doğal kremini yazayım daha sonra.
Kendisi doğal şeylere çok meraklıdır da :)


Takipte kalın!


17 Nisan 2015 Cuma

Oje Hangi Oje ?

Merhaba!
Mübarek cumadan selamlar, sevgiler.
Hiç oje postu yazmamışım, aaaa... ne kadar  ayıp! 
Eksik kalamam, hemen yazmalıyım :) 

Kısacık tırnaklarıma koyu oje yakışmasa da inadına sürüyorum, süreceğim.
Seviyorum arkadaş, var mı diyeceğim?
Bu muhteşem renk ise Revlon'un  Bewitching 620 numaralı ojesi.

revlon, oje, watsons, bewitching,

Harika bir renk, bayılıyorum!
Tek katta opaklaşıyor. (bu opaklaşıyoru da bir süre anlayamamıştım, tek katta
rengini veriyor desek incilerimiz dökülmez ). Kuruma süresi ideal.
Yastık izi olmuyor.
Ancak hemen çıkıyor. Akşam sürdüm, ertesi gün öğleye doğru tırnak uçlarımdan
çıkmaya başladı. Sinir oldum :(  Hem de üzerine topcoat sürmüştüm. 
Koyu oje sürmek zor o nedenle en az iki gün çıkmadan kalaydı iyiydi :)

revlon, oje, watsons, bewitching,

İşte günün kısa postu arkadaşlar, okuduğunuz için teşekkür eder bu aciz kulunuza yorum
bırakmayı unutmazsanız sevinirim :)

Takipte kalmaya devam...

15 Nisan 2015 Çarşamba

Çekiliş Bitti ve Kazanan

Merhaba!
Kazanan instagram'dan katılan "puhusever" oldu.
Kendisini tebrik ediyorum :)


video

Yeni çekilişler gelecek takipte kalın!


Hoş Geldin Bahar Çekilişi KAPANDI

Merhaba!
5. çekilişim ile sizlerleyim, instagram ve blog üzerinden sürecek bu çekilişimde 
içinizden biri etamin üzerine işlediğim baykuş çantanın sahibi olacak.


 Blog'dan katılacaklar için  Şart
Gfc'den takip etmeniz. 
Bu sitelerin herhangi birinden paylaşıp, paylaşım linki ve mail adresinizle yorum bırakmanız.


- Çekiliş blogumdan ve instagramdan olacak
- İster instagram'dan isterseniz blogdan katılın.
- Sadece çekiliş için açılan bloglar katılamıyor.
Şartları yerine getirmeyen katılımcıları eleyeceğim, link bırakmayan katılımcılar da elenecek.
- Yurt dışına gönderim yapamıyorum.
- Son katılım tarihi 15 Nisan 
- Kargo bana ait tabii ki :)
- Kazananı video ile blogda bulabilirsiniz 

instagram kullanıcıları için şartlar sayfamda Tık

"Real Techniques Core Collection" Fırça Seti

Merbaha!
Hayat ingilizce bilmeyip ingilizce şarkı söylemeye çalışmak kadar saçma, tüm sözleri 
uydurmasyon söyleyip çorba olan kafam kadar bulanık. 
Yo yo kafam iyi değil, sadece biraz (çok) sıkılıyorum.
Bahar'dan herhalde, geçer inşallah.
Bu melankolikliğin önüne geçebilecek tek şey yazmak galiba!
Haydi hemen başlayalım :)
Konumuz "Real Techniques Core Collection Fırça Seti"
Ben bu seti daha Rt Türkiye'de yokken Amazon'dan almıştım.
Yazısı burada tık.


Buffing Brush; En fazla beş kez kullanmışımdır.
Expert Face Brush aldığım için bu fırçaya pek ihtiyaç duymadım,.
Bir de çok büyük geliyor fondöten için, pudra için de kılları sık.
Kutusunda pudra ve mineral fondöten için kullanıma uygundur diyor.
Ben pek sevemedim bu fırçayı , uygulamada expert face brush ile aynı gibi ama
büyüklüğü nedeniyle pek tercih etmiyorum.

Contour Brush; Kontür ve aydınlatıcı uygulamak için bu fırça.
Kontür için bana biraz geniş geliyor ama aydınlatıcı için doğal bir bitiş veriyor.
Allık için bile kullanabilirsiniz kılları çok yumuşak.

Pointed Foundation Brush; Setteki en gereksiz fırça.
Neden böyle bir fırçayı bu sete koymuşlar bilmem.
Kapatıcı için kullanılıyormuş.
Vallahi ben eğer iki fondöten kullanacaksam, karıştırma fırçası olarak
kullanıyorum. Göz altı kapatıcısı için falan kullanayım dedim ama cık, olmuyor.
Çok problemli bir cildim olamadığı  ve ayrıca kapatıcı kullanmadığım için öylece duruyor.

Detailer Brush;  Detay fırçası.
Ruj fırçası yaptım ben bu miniği.
Koyu renk rujları sürmek zor, hep taşırdığım için bana yardımcı oluyor.

Siz istediğiniz fırçayı istediğiniz uygulamada kullanabilirsiniz.
Nasıl ve nerede kullanılması gerektiğine bakmayın, eliniz nasıl alıştıysa onu kullanın.


Unutmadan geçen günlerde gazetelerde okuduğum bir haberi instagram'da paylaşmıştım.
Kısaca sizlere de haber edeyim. Avustralya'da yaşayan 27 yaşındaki Jo Gilchrist
arkadaşının makyaj fırçasıyla sivilcesini kapatmaya çalıştı ve "Stafilokok"bakterisini kaptı.
Omuriliğine ilerleyen bakteri nedeniyle yürüyemeyen anne 3 ay tedavi görecek ve günlük
işlerini yapmaya başlayacak. Haberin detayları için tık.
İşte ibretlik haber arkadaşlar, bu fırçaları alıyoruz, kullanıyoruz ama ciddi anlamda 
hijyenik  tutmak gerek. Ben elimden geldiği kadar yıkamaya çalışıyorum.
Özellikle fondöten fırçamı 2-3 kullanım sonrasında yıkamaya özen gösteriyorum ve kimseyle
paylaşmıyorum.


"Real Techniques Essentials" setinin yazısı için tık.


Takipte kalın!
instagram/aycanhatadair
twitter/aycanhayatadair
youtube/aycanhayatadair

13 Nisan 2015 Pazartesi

Makarna Kutusundan Kalemlik Yapımı

Merhaba!
Olmadık işler peşinde koşmaya devam ediyorum.
Ne yapayım da bana iş çıksın diye dolanırken kuzenimin; "abla bana fırçalık yapsana" demesiyle hemen evde ıvır zıvır aramaya koyuldum ve kalemlik yapabilinecek en güzel objeyi buldum.
Haydi bilin bakalım ne buldum?
Neyse, sizleri düşünmeye sevk edip, sinir etmek istemiyorum zaten youtube videomu 
izleyenler biliyor :) Makarneks kutusundan fırçalık yaptım.

Detaylar videomda mevcut :)

Hazır videomu izlediniz kanalıma abone olmayı da ihmal etmeyin ☺



Makarna Kutusundan Kalemlik Yapımı

En çok sorulan soru ise; "cam boyama nasıl yapabilirim?"
Bu konuda çok bilgi sahibi olmasam da bir proje yapacağım.
Takipte kalın!






11 Nisan 2015 Cumartesi

Canım bu şaka uzamadı mı?

Merhaba!
Ne yazsam ne yazsam diye kara kara düşünürken yatağımda yorgan üstü battaniyeyle dolma 
 biber kıvamında oturduğumu gördüm. Bu halimi görünce yazının başlığından da  anlaşılacağı
üzere havalar hakkında yazmaya karar verdim. Yazılarım genellikle güncel olduğu için
Temmuz ayında okuyacak kişi pek bir şey anlamasa da DONUYORUZ!
Herkes hasta, bunalımda, bıkmış bir şekilde yazı bekliyor.
Ben bu "küresel ısınma" olayının tamamen uydurma bir şey olduğunu düşünmeye
başladım, hani nerede ısınma? Donuyoruz yahu!
Nisan ayında kar yağıyor, montlar botlar üzerimizde, bir türlü kat kat
giyinmekten kurtulamadık. İlkbahar'ın  hayali bir mevsim olduğunu düşünmeye başladım. 
Sürekli yağmur, fırtına olduğu için dışarı çıkıp işlerimizi de halledemiyoruz.
Evden çıkamayınca her şeyi kafaya takma halleri ve ardından gelen 'bunalım, depresyon'.
Ne yapalım işte insanoğlu yazı gördü mü "sıcaakkkk, yanıyoruz" kış geldi mi
"soğuk, üşüdük". Arsızız, hep bir şikayet, dert dökme hali.
Hiç şükür yok! Niyeyse öyle dert dökeyim dedim ama vazgeçtim.
Belki başka zaman yazarım, belli olmaz bana :) 
İlhamım gitti demiyorum da "başka zamana" diye geçiştiriyorum :)
Hep dolunay yüzünden  vallahi, yoksa çatır çatır yazardım ☺

Takipte kalın!

9 Nisan 2015 Perşembe

Kate Idol Eyes Maskara || İnceleme

Merhaba!
Ne kadar şanslı olduğumu hatta ballı olduğumu sizlere söylemiş miydim?
Aslına bakarsanız hiç şansım yoktur, ama bu sıralar nedense pek bir şanslıyım.
Watsons'ın yaptığı yarışmadan kazandığım Rimmel London Kate Idol maskaranın
inceleme yazısını yazmak için geç bile kaldım. Haydi hemen yazımıza başlayalım.

Kate Idol Eyes Maskara

 Koleksiyon ürünü olan swarovski taşlı rimelim oldukça göz kamaştırıcı görünmüyor mu?
Aslına bakarsanız sadece "swarovski" taşlarından ve Kate Moss imzasından ötürü
farklı yoksa aynı maskaranın taşsız olanını buradan inceleyebilir, Watsons'dan alabilirsiniz.

Kate Idol Eyes Maskara

Kıvrımlı kıl fırçaya sahip rimelin sürümü beni zorluyor, göz kapağıma bulaştırabiliyorum.
Akma yapıyor maalesef, göz altına dökülme de yapıyor.
İki veya üç kat sürdüğümde kirpiklerim birbirine yapışıyor.
Eksi yanları bunlar, peki hiç artısı yok mu?
Evet var!
Benim kirpiklerimi güzel uzatıyor ve güzel kıvırıyor. Dolgunluk çok olmasa da fena değil
diyebileceğim düzeyde. Daha önce Rimmel London markasına ait Scandaleyes Rocin'Curves 
rimelini kullanmıştım ve pek sevmemiştim, hiçbir özelliği yoktu.
Bu rimelin tasarımıda ona benziyor ama Scandaleyes'a göre daha iyi performans sergiliyor.
En uç kirpiklere ulaşıyor, tabii biraz dikkat yoksa her yerinize bulaşabiliyor, ya da ben
beceriksizim :( Islak bir yapısı var.
Kate Idol Eyes Maskara'nın 4 rengi varmış ancak Watsons'ın sitesinde iki renk seçeneği
var yazıyor. Fiyatı 17 tl. 

Kate Idol Eyes Maskara

En güzel özellği ise kapağının tasarımı, kapandı mı kapanmadı mı diye kontrol etmenize
gerek yok, çevirdiğinizde tık diye ses geliyor kapak kapanıyor.

 Bu tarz faklı ürün kullanmak isteyenler alabilir, deneyimleyebilir.
Benim için orta halli bir ürün. 
Siz bu rimeli kullandınız mı?
Yorumlarınızı bekliyorum!

Takipte kalın!

8 Nisan 2015 Çarşamba

Marmaris #2 || Olaylı Otobüs Yolculuğum

Merhaba!
Hiç olmadık yerlerden olmadık yazılar yazıp, gözlem gücümün verdiği yetkiye dayanarak
blogumda içerik oluşturmaya devam ediyorum. 
Seviyorum bu tarz yazıları sizlerde seviyorsunuz, eee... daha ne olsun!
Şimdi nereden başlasak hımm... du bakalım Bursa'dan gidişle başlayalım.
Biletimi saat 12.00'ye aldım, Marmaris yaklaşık olarak 8 saat olsa dedim akşam yemeğine yetişirim.
Annem sağ olsun yolcu etmek için terminale kadar geldi.


Daha önce okulla falan gezilere gitmişliğim vardı ama bu kadar uzun mesafede
ayrı kalmamıştık, ayrıca benim de tek başıma yaptığım ilk uzun yol seyahatiydi.
Anacağzım, ben otobüse binince gözleri dolup ağlamasın mı?
Ağlasın!


Sonra napsın, kendini otobüse atsın "du bakim  nerede oturacaksın" diye gelsin yanıma otursun,
host gelsin "sizi aşağı alalım hanımefendi hareket edeceğiz" desin. Anamı aşağı indirsin.
Valla alem bu kadın! Delirtcek beni en sonunda.
 Uzuuunnnca bir el sallama ve akan göz yaşları eşliğinde otobüs hareket etti ve yola çıktık.
(ne demogoji yaptım be...)
Yolculuk başladı!
İlk vukuat; havalandırmadan dondum.  Tepemde püfür püfür buz gibi üfürüyor klima.
Dondum resmen. Dedim "kapatın bunu, buz tuttum." uğraştı çocuk, yok kapanmıyor, delirdim.
Arka koltuğa geçtim, molada halletmişler yerime oturdum tekrar.
İkinci vukuat; tv çalışmıyor! Sonunda çalıştı ve 2 film izledim.
Hurt Locker ve Jesse James Katliamı. Offff çok sıkıcıyım ya, yazaken bile sıkıldım :)

--------○------○---------
Asıl olaylar dönüş yolunda arkadaşlar, giderken yanımda kimse yoktu, ohh rahattım.
Gelirken ise yanımda Muğla'nın hangi köyünden bilmedğim bir teyze oturdu.
Ayağında divitin etek,örgü yelek, üzerine bastığı ayakkabıları, tarlada çalışmaktan
yanan yüzü ve elleri ile yanımda yerini aldı.
Belli ki ilk defa otobüse biniyordu. Kıyamam ya :)
Dedim " yolculuk nereye teyze" "Bursa'ya" dedi.
İçimden "hade beee.." dedim. Yandık yayılamayacağım rahat rahat.
Teyzem çok tatlıydı, kızının yanına gidiyormuş Bursa'ya.
Host geldi su verdi benim bardağım önümde tepsim açık duruyor, teyzem suyunu içmiş
bardağının dibinde azıcık su kalmış ne olduğunu anlamadan benim önümde ki tepsiye uzanıp
bardağında kalan suyu üzerime dökmesin mi? Döksün!
Bardağı kast ederek "bunu buraya mı koycaz" diye benim önümde ki tepsiye saldırmış.
Allah ısalandık mı şimdi? Kızamadım da, olsun falan dedim geçiştirdim.
Neyse İzmir'i falan geçtik, Bursa'ya çok yaklaştık.
Mola verdi otobüs, ben de indim tuvalete, teyzeme dedim "inecek misin?"
"yok" dedi. "iyi" dedim, indim ben, bi geldim otobüse aaaaa... teyzem yok.
Şaşırdım, indim aşağı hemen bakayım nerede, bi baktım elleri yeleğinin cebinde
yavaş yavaş geliyor karşıdan. Dedim "nereye gittin?" "indim ben de tuvalete" dedi.
Artık Bursa terminale geldik, beraber girdik terminale elimde bavul, teyzemde poşet.
"gel buraya otur, kızın ararsa yemek yenen masaların önündeyim dersin."
dedim ve "hoşça kal" diyerek uzaklaştım yanından.
Otobüs durağına geldiğimde hala içimde bir burukluk vardı.
Keşke yanında bekleseydim, kızına teslim etseydim :(
İşte böyle naif bir teyzeyle yolculuk yaptım.
Sandviç ikramında bile "et var mı bunun içinde" dedi.  :)
Ne kadar ayıp yahu insan etsiz sandviç ikram eder mi, bu firmalar da işi bilmiyorlar :)
Beraber çay içtik, sandviçimizi yedik, söylediklerinin yarısını anlamasam da güzel güzel muhabbet ettik. :)


Benden haberler bunlar yanlışlıkla bloguma uğrayan ve postu okuyan güzel insan.
Senden naber?

Marmaris vlogu için Tık! 



İnstagram/eceeiince
youtube/ece ince

instagram/aycanhayatadair
youtube/aycanhayatadair

6 Nisan 2015 Pazartesi

Ütopya || Marmaris #1

Merhaba!
Kaç gündür ortalarda yokum kimse de demiyor "bu kız nerede?" 
Takibe takip yapmayıp unfollowcu kitleden sıyrılan, beni sevenlerinde sorup soruşturduğu yok.
İş başa düştü, yazacağız. 
Ne kadar sıkıldığımı yaza yaza bıktırdım herkesi, siz okumaktan bıktınız ben yazmaktan bıkmadım
anasını satayım. Ulan taş taşıyom sanki, yayıyom kıçımı oturuyom şımarık kızlar gbi
sıkıldım da sıkıldım. Babaannem "çok sıkılan koca ister" derdi :)
Haşa! Koca derdimiz yok, sağlıklı bir ilişkimiz olsa razıyız. Gönül işte hep olmadık
şeyler istiyor. Mesela; tüm kadınlar olmayan kıllarını alıyormuş gibi yapıp reklamlardan
dünya paralar kazanan Adriana Lima olmak, erkekler Acun gibi zengin olmak  istiyor.
Öyle bir dünya yok gençler! Neyse ki ben makul şeyler istiyorum, bir iki şey dışında :)
Makullerden birini hemen yazmaya başlıyorum zira siz okumayı bıraktınız bırakacaksınız.
----•----•----•-----
Geçen perşembe günü ani bir kararla diyeceğim ama önceden konuşmuştuk Ece ile :)
Hımmm... siz Ece kim diyorsunuz? Eeee tanımak için bloguna bakmak lazım! Bi tık lütfen!
Ece'yi de tanıdığınıza göre çok iyi arkadaş olduğumuzu söylememe gerek kalmadı değil mi?
İşte bu kızcağız memleketin güzide tatil beldelerinden olan Marmaris'de oturuyor.
Nasıl desem ütopik bir hayat yaşıyor resmen :) 
Mesela işi evine 5 dk. yürüme mesafesinde bile değil.
Her yere motorla gidiyor, bal şeker anne babası, çok sevdiği  iki yeğeni,
bir de benim gibi dizilere meraklı bir kardeşi var. 
Heee... unutmadan çok aşık olduğu bir de nişanlısı. 
Tüm bunların yanında cennet gibi bir yerde yaşıyor ve blog tutuyor. 
Kıskananların gözü çıksın diyorum!
İşte bu kız böyle geziyor, yiyor, içiyor, arkadaşlarıyla kakara kikiri yapıyor.
Takip ediyoruz instagram'dan sürekli, kıskanmıyoruz ama gözümüz kalmıyor da değil.
İşte bu göz kalmalarından ve canımızın sıkıldığı günlere denk gelen hezeyanların getirdiği
gerginlikten terminal yollarına düşüp 10 saat yolculukla Marmaris'in karanlık sokaklarına
iniş yaptım. Vuhuuuuuuu... tek başına yolculuk paha biçilemeyen bir olaymış.
İlk defa bu kadar uzak mesafede annemden uzak kaldım, itiraf etmem gerekirse
ben onsuz yaşayamam bir kez daha anladım, kadın ruhuma ince ince işlenmiş resmen, ayrılamıyoruz.
Buradan anneme sesleniyorum ayrılmalıyız artık :) 
Neyse otobüs yolculuğunu yarına saklayalım zira başıma gelmeyen kalmadı :)

Mutluluk abidesi :)

Vardım Ece'lere hangini yazayım arkadaşlar, hani sanki poh poh gibi algılayacaksınız vallahi
alakası yok. Biz bu kızla zaten iyi frekanstaydık, geç bulduk birbirimizi ama kaybetmeyelim
Tanrım lütfen! Annesi babası, bu kadar mı tatlı bir ikili olur. Sanki beni kırk yıldır tanıyorlar.
Cevahir teyzem (adına bakın Cevahir sırf adı için sevilir hani :)
bir işler yapıyor, bir örgüler yapıyor maşallah diyorum.
Nasıl bir enerji, kendimden utandım vallahi. Babası desen keza aynı şekilde.
Kardeşi biraz bana benziyor başlarda biraz çekingen sonradan açılanlardan.
Kafamız uyuştu ama, uyuştu değil mi Tuğçe? ☺

Ece'nin enerjisi ise beni öldürecek cinsten, kızım sen nasıl bir kızsın, bu nasıl bir pozitiflik.
Yıllık pozitif enerji ihtiyacımı depoladım resmen.
Aaa ben size Ece'nin çılgın arkadaşı Sinem'den bahsetmedim.
Sinem'cim sana sevgilerimi yolluyorum, ellerinden ısırdığım topaç oğlunu kocaman öpüyorum.
Ece şu an nişanlı seneye yaza düğünü olacak Allah'ın izniyle.
Bu tür ilk tanışmalarda enişte bey çok önemlidir.
Malum ben tek  takıldığımdan enişte bey ile aynı dili konuşmak önemli.
Enişte bey; sıkı bir dizi, film muhabbeti yaparız birgün inşallah.

Valla ben hepsini çok sevdim. Sizi bilemem gençler, arada dikkat dağınıklığı ve 
B12 vitamin eksiklğinden dolayı her şeyin adını unuttuğumdan biraz takıldığım olmuştur.
Çünkü ben nereye gidersem gideyim önce iştahım kesilir, sonra unutkanlık başlar.
En sonunda eve gitme isteği uyanıp ruhumu eve ışınlar bedenim öyle alık balık gibi kalır.
Zavallım Ece "sıkıldın mı?" sıkıldıysan söyle " diye diye helak oldu.
Ne sıkılması kızım o sıra ben kendimi öyle bir kitledim ki kırk asma kilit bağlamışım 
ruhuma nereye açacağım. :)) Keşke yazdığım kadar konuşma dilinde de ifade edebilsem kendimi :(

Böyle yazarken sanki roman kahramanı yazıyor gibi hissettim.
Bana bak kız kitap mı yazsam acaba?
"Hezeyanlar kraliçesi ve mutluluk abidesinin arkadaşlığı" diye :)
Ulan bu kadar uzun kitap adı mı olur? ☻

Bu seri devam eder mi sizce?
Edecek tabii ki!
 Vlog da var, 6 gb. kadar kısa kısa video çekmişiz üzerinize afiyet :)
Yarın bol fotoğraflı bir post ve otobüs yolculuğu hezeyanı gelebilir.

Hadi ben kaçtım diyeceğim ama Ece elini kesmiş :(
Babaannem bir işi acele yapıp kendini sakatlayan "çalık" derdi.
Ece'de çalık azıcık. Geçmiş olsun canım:)

Takipte kalın!
instagram/aycanhayatadair
instagram/eceeiince